Özelde Makam Sınıflandırılması

 

1) Basit Makamlar

A) Arel-Dr. Ezgi Sisteminde Basit Makamlar

Arel-Dr. Ezgi sistemi biraz evvel açıkladığımız gibi, genelde makamları üç ayrı grupta toplamıştır. Arel ve Dr.Ezgi bu ayrımları yaparken, her şeyden evvel bu ayrımların hasıl olmasına sebep olan gerekçeleri anlatmak lüzumunu duymuşlar ve kendi görüş açıları içinde mucip sebepleri kitaplarında kaleme almışlardır. Bu mucip sebeplere geçmeden evvel, makamların teşkilinde, sistemci okulun bulduğu ve uyguladığı dörtlü ve beşlilerin, Arel-Dr. Ezgi sisteminde de uygulandığını belirtelim. Dizilerin ve dolayısıyla makamların teşkilinde kullanılan dörtlü ve beşlilerin fonksiyonu, önemi ve kurucu nitelikleri, musiki tarihimiz boyunca devam etmiş ve 20.yüzyılın meydana çıkardığı nazari sistemler de bu dörtlü ve beşlilerden gereği gibi faydalanmışlardır. Arel-Dr. Ezgi sistemi de dörtlü ve beşlilerden en çok faydalanan sistem olmuştur.

Makamların teşkilinde, sistemci okulun bulduğu cinslerden oluşan dörtlü ve beşlilerin meydana getirdiği ana dizi temasından, Arel sisteminde hangi kriterler göz önüne alınarak faydalanma yoluna gidilmiştir sorusuna şöyle cevap verebiliriz:

Makamların teşkilinde, sistemci okulun bulduğu ve uyguladığı ana tema, Arel sisteminde de çok ufak bazı değişiklikler dışında aynen uygulanmıştır. Sistemci okuldaki bazı dörtlü ve beşlilerin tamamı Arel okulunca kabul görmemiş, bu sistem kendisine uygun bulduğu dörtlü ve beşlileri almıştır. Tabii bu arada bazı isimler de değişmiş bulunmaktadır.

Sistemci okulda terkîbat ismi ile geçen makamlar Arel sistemine mürekkep makamlar veya birleşik makamlar adı altında fakat bünye ve hüviyetlerinde bir değişiklik gözetilmeden aynen alınmıştır.

Keza, sistemci okulun Edvâr-ı Meşhûresi yani 12 makamının karşılığı olarak, Arel sistemi 13 makam göstermiş ve bunlara basit makam adını vermiştir.

Görülüyor ki, sistemci okulun koymuş olduğu ve tesbit ettiği makamların doğmasına ilişkin kriterlerin bir bölümü, Arel sisteminde esaslı kriterler olarak alınmış ve muhafaza edilerek fayda sağlanmıştır. Kitabımızın giriş bölümünde bu konuyu ele almış ve sistemler arasındaki ilişkilerden söz etmiş idik. Gerçekten, sistemci okul, musikimizin ana hatlarını ve çerçevesini tesbit etmiş, kendisinden sonra gelen nazari sistemlerin bu ana hat ve çerçeveden faydalanmalarını sağlamış, yeni sistemler de kendi görüş ve yorumlarını geliştirme imkanına kavuşmuşlardır.

Arel sisteminin kurucuları, basit makam terimini, birleşik makam teriminin karşılığı olarak kullanmayı uygun görmüşlerdir. Sistem kurucuları, basit makamı değişik açılardan tarif ve tespite gerek duymuşlar, kitaplarında konuyu işleyerek açıklamalar getirmişlerdir.

Biz evvela Dr. Ezgi'nin, sonra da Arel'in basit makam hakkındaki tarif ve tesbitlerini inceleyeceğiz.

a) Dr. Ezgi'de Basit Makamlar

Dr. Ezgi makamları, a) umumiyet üzere makam ve b) hususiyet üzere makam diye iki kategoride toplamış ve mütalaa etmiştir. Dr. Ezgi bu ayrımından sonra hususiyet üzere makamları tekrar bir ayrıma tabi tutarak şöyle diyor:

Hususiyet üzere makam, muhtelif nev'i ve isimde dizi ve makamların her birilerinden bahseden kısımdır. Biz hususiyet üzere makamı Basit-Mürekkep-Şed adları ile üç kısma ayırabildik. 1

Bu ayrımlardan sonra, her bir kısımda bulunan makamların özelliklerini göz önünde tutan Dr. Ezgi ayrımı teşkil eden makamların ayrı ayrı tariflerini vererek şunları söylüyor:

Basit makamlar için:

Tam durakla güçlü nağmelere malik, mülayim ve müstakil dizilere verdiğimiz isimdir. 2

Mürekkep makamlar için:

Mürekkep makam, birbirlerinin mensubu veya karîbi (yakını) olan iki, üç veya daha fazla makamlarla onların kısımlarından husule gelmiş olanlardır.

Şed makamlar için:

Şed makam, basit veya mürekkep bir makamın umumi dizideki mevkiinden gayri (başka) onun muhtelif sesleri üzerlerine yapılan menkullerdir (göçürmeler).

Arel'in görüşünün dışında sıralamalarda "umumiyet üzere makam" 'ın alternatifi olarak "hususiyet üzere makam" ibaresini kullanmayı yerinde ve lüzumlu gören Dr. Ezgi'nin bu ayrımları, kanaatimizce musikimizdeki makamların açıklanmasında en mükemmel bir tasnifi meydana getirmektedir. Mantık icabı, genelden özele doğru bir sıralama içinde makamlarımızın özelliklerim ve bulunmaları gereken kademeleri ifade yönünden, bu ayrım hem ilmi hem de tatbikatta görülen en uygun sıralama yolu meziyetini taşımaktadır.

Dr. Ezgi, hususiyet üzere makamlarda basit ve mürekkep makam tariflerini verirken, bu iki tür makamın tam ve mümkün olabilen ölçüde birbirlerinden ayrılmalarının sebepleri üzerine gerekli açıklamaları olgunlaştırmamış, yalnız ayrımları işaretle yetinmiştir.

Basit makamı "durak ve güçlü nağmeleri ile birlikte mülayim ve müstakil dizilere verilen ad" olarak tarif eden Dr. Ezgi, "diziler" kelimesi yerine "dizi" kelimesini kullansa idi, çok daha isabetli ve sıhhatli bir tarif vermiş olacaktı. Çünkü, diziler çoğulu gösterir, halbuki basit makamda sadece bir dizi vardır ve bu dizi aynı makam içinde çoğaltılmaz. Eğer birden fazla dizi söz konuşu olursa, bu makam basit olmaktan çıkar, mürekkep makam sınıfına girer.

Diğer taraftan, Dr. Ezgi'nin makamlar için verdiği tarifte, bir nokta üzerinde daha durmamız icap ettiği kanısındayız. Özellikle basit makam tarifinde, mülayim ve müstakil dizilere verdiğimiz isimdir, deniliyor. Bu tariften makamın dizi olarak amaçlandığı anlaşılıyor. Dizi, bir makamın iskeletini veya çatısını göstermesi bakımından, gerçekten makamdan ayrılması mümkün olmayan bir yapıdır. Ancak, bir yapı olarak düşünülmesi ve görülmesi icap eden diziyi makam olarak isimlendirmek mümkün olamaz. Makam, bunun dışında, diziyi de kapsayan bir ahenk topluluğudur. Bu itibarla kanaatimizce tarifin bu kısminin iyi değerlendirilmesi icap etmektedir.

b) Arel'de Basit Makamlar

Arel, Dr. Ezgi'nin tasnifinin dışında, bir ikinci sınırlamaya yer vermiştir. Arel'de "hususiyet üzere makam" ibaresi ele alınmamış ve kullanılmamıştır. Arel makamları (1) Basit makamlar, (2) Mürekkep makamlar, (3) Şed makamlar olmak üzere mütalaaya almış ve incelemelerini bu ayrım üzerinde geliştirmiştir.

Arel, basit makam tarifini verirken, iki türlü bir yol izlemiştir:

a) Bu yollardan biri, pozitif yönden, doğrudan doğruya basit makamın kuruluş esaslarında görülen kriterlerin tarif edilmesi ile meydana getirilmiştir. Arel, pozitif yönden ele aldığı tarifte şöyle diyor:

Bir tam dörtlü ile bir tam beşlinin veya tersine- bir tam beşli ile bir tam dörtlünün birleşmesinden basil olup da, güçlüsü ek yerinde görünen ve birinci ile dördüncü dereceleri arasında bir tam dörtlü nisbeti bulunmakla beraber, kalışı da tam bir istirahat duygusu veren dizilerin makamları basit sayılır.

b) Arel, mürekkep makamlar bölümünde, mürekkep makamları tarif ederken, basit makamın kuruluş ve oluş şartlarını üzerinde taşımayan makamlara mürekkep makamlar demek sureti ile, aksi kavramdan hareket ederek, bir tarif daha vermiş olmaktadır.

Arel-Dr. Ezgi sisteminde basit makamlar olarak gösterilen makamların -Arel'in öne sürdüğü kriterler karşısında- basitliklerinin tespiti konusundaki görüşlerimizi de, mürekkep makamlarla ilişkileri dolayısı ile, mürekkep makamlar bölümünde ele alacağız.

Arel-Dr. Ezgi sisteminin kurucularında, basit makamların sayıları üzerinde bir uyuşmazlık görülmektedir.

Dr. Ezgi basit makamları 14 adet olarak kabul ve tesbit etmiştir. Bu makamlar şunlardır:

1- Çargâh, 2- Bûselik, 3- Kürdî, 4- Rast, 5- Hüseynî, 6- Nevâ, 7- Uşşak, 8- Hicaz, 9- Hicaz Hümâyun, 10- Uzzal, 11- Zirgüleli Hicaz, 12- Sûzinâk, 13-Karcığar, 14- Nikriz.

Arel ise, basit makamları bir eksiği ile 13 olarak tesbit etmekte, Nikriz makamını basit makamdan saymamaktadır.

B) Rauf Yekta Beyde Basit Makamlar

Merhum üstad, Fransa'da yayınlanan, Albert Lavignac'ın kurucusu olduğu "Encydopedie de la musique et dictionnaire du conservatoire" isimli musiki lügatine yazdığı, Türk musikisinin kuruluş ve makamlarına ilişkin metinlerde, makamlar hakkında açıklayıcı bilgiler vermemiş ise de, makamların dörtlü ve beşlilerden oluştuğuna dair görüşlerini kaleme almıştır. Ancak, bu kadar bilgi verebilen Rauf Yekta, nazariyat kitabını tamamlayamamıştır.

C) Töre-Karadeniz'de Basit Makamlar

Hocası Abdülkadir Töre'den aldığı bilgilere kendi muktesebâtını da katarak makamları (1) Mürekkep makamlar, (2) Basit makamlar diye iki bölümde toplayan Karadeniz, mürekkep makamın tarifini verdiği halde, her nedense, basit makamın tarifi üzerinde hiç durmamıştır. Basit makam olarak görüp tesbit ettiği 57 makamı, Yegâhtan Nevâya kadar, karar perdelerine göre sıralamış, bu makamların oluşumunda rol alan perdeleri işaretlemiş, ansiklopedik bir inceleme ile yetinmiştir.

Basit makamları bu makamlar için ayırdığı III. bölümde incelemeye almış, IV. bölümde de mürekkep makamlardan söz etmiştir.

Basit-mürekkep makam ayrımını rasyonel ve bilimsel açılardan bir tasnif sistemi altında toplamayan, kitabındaki tasnifin geçerli sebeplerini de açıklamayan Karadeniz, bazı peşrevleri de müstakil makamlarmış gibi göstermiştir. Mesela, Kutb-un Nâyî Osman Dede'nin Rast peşrevine verdiği Gül Devri adını sanki Rast Gül Devri makamı varmış gibi isimlendirmiş, peşrevi makamdan saymıştır. Diğer bir örnek olarak, Tanburi Hızır Ağa'nın Hicaz karabatak peşrevini, Hicaz Karabatak makamı olarak görmüş, metnine Hicaz Karabatak makamı olarak geçirmiştir.

Bu örnekler bir hayli fazladır.

Yanıldığı diğer bir konu da şudur: Basit makam olarak tesbit edip bildirdiği 57 makamın pek çoğunun basit makam olmadığı bugün bilinmektedir. Dolayısı ile bu görüşe katılmamız mümkün değildir.

2) Mürekkep Makamlar

Mürekkep makamlar bölümünü, musiki tarihimizde yer almış nazari sistemlerin görüş ve tesbitlerine göre incelememiz icap edecektir.

Bu itibarla, makamlarımızı ilk defa bilimsel açıdan incelemeye alan sistemci okulun görüşlerini belirterek başlayacağız.

A) Sistemci Okulda Terkîbat

Sistemci okulun kuruluşunun ilk devrelerinde, Safîyüddin Urmevî'de terkîbat yoktur. Mevlânâ Mübârek Şah'ta 28 olarak tesbit edilmiş, Abdülkadir Merâgî'de ise 48 adede kadar artırılmıştır.

II. Sultan Murad Han dönemi, terkîbatın aşırı derecede çoğaltıldığı, hiçbir sınır tanımadan terkipler icat edildiği bir dönem olmuştur.

Sistemci okulda terkîbat, 12 ana makam (Edvâr-ı Meşhûre) ile âvâzelerin ve şubenin birleşmeleri ile hasıl olmakta idi. Gerçi her üç unsurun, her halde uçunun de birleşmeleri şart değildi. Ana makama diğer bir makam ilave edilebileceği gibi, âvâze ile şubenin de birleşmesi ile de terkîbat oluşabiliyordu. Bu kural bozulmadan, sistemin yaklaşık 15-yüzyıla kadar devam ettirildiği, bu dönemden sonraları ise, âvâze ve makamların birleştirilmesine önem verildiği görülmektedir.

Diğer taraftan, yine 15. yüzyıldan sonra, bazı bestekar müzikologlar, terkîbat konusunda yeni buluşlar getirerek, mensubu oldukları sistemci okulun görüş ve tesbitleri dışında görüş ve tesbitlerde bulunmaya başlamışlardır. Özellikle, yeni buluşlar getiren Kantemiroğlu ile Abdülbaki Nasır Dede'den söz etmek istiyoruz.

a) Kantemiroğlu'nda Terkîbat

Kantemiroğlu, makamların tarifini vermeden evvel, kendi deyimi ile "musiki terkibi"nin tarifine önem vermiş, makamın daha iyi anlaşılabilmesini bu tarifle kolaylaştırmış olacağına inanmıştır. Kantemiroğlu'na göre musiki terkibinin tarifi şöyledir:

"Terkib-i musiki oldur ki, avaz birkaç perdenin üzerinde hareket idip ve birkaç makamın yerlerine uğrayıp geçer, badehu uğradığı makamların birinin karargâhına varıp ve ol makama tabi olduğunu beyan eder."

Bu tarif, biraz sonra göreceğimiz mürekkep makam tarifine benzerlik göstermektedir. Burada dikkat edilecek nokta, çıkarılan seslerin seyirler sırasında uğradıkları makamlardan birinin perdesinde karara varma durumudur. Bu durumda karar verilen makamın terkibi yapılmış olur. Bu tarif, terkibin nasıl yapılması icap ettiğini bildiren genel bir anlatımdır.

Kantemiroğlu, genel anlamı ile yaptığı bu tariften sonra, yine kendi ifadesi ile, "musiki makamı"nın tarifine geçmekte, ancak makamın tarifini "müfred" ve "mürekkep" makam tariflerine yer vererek açıklamaktadır.

Müfred makamın tarifini basit makamlar bölümünde verdiğimiz için burada tekrarlamayacağız.

Kantemiroğlu "tarif-i mürekkep makam" başlığı altında şu tarifi veriyor:

"Mürekkep makam oldur ki, iki ve üç ve dört makamın birleşmesi icap ettiğini, birleştirmeleri istenilen makamların perdelerinde seyirler yapılarak karıştırılması ile, bu makamlardan birinin karar perdesinde karara varılmakla mürekkep makam basil olur."

Makamların yedi perde üzerinde hasıl olduklarını kaydeden Kantemiroğlu, bu makamları tetkik ediyor ve buna yeni bir buluş olarak kitabında yer veriyor.

Terkip ile makam arasındaki farkı yakından izleyemeyen ve anlayamayan musikicilere de şu ihtarı yapıyor (sadeleştirerek sunuyoruz):

Bazı terkiplerin çokça kullanılışı, bu terkiplerin makam imiş gibi görülmesine sebep olmaktadır. Dolayısı ile bu terkiplerin adlarının makam olarak bilinmesi ve tanıtılması yanlıştır. Makam başka, terkip başkadır. Bu sebeple bu terkiplerin makam olarak değil, terkip olarak kalmaları icap eder.

Bu hatırlatmadan sonra, terkip olarak kalmaları gereğine inandığı 20 adet terkibi sayıyor:

1- Isfahan, 2- Büzürk, 3- Hicaz, 4- Geveşt, 5- Selmek, 6- Mâye, 7- Acem Aşîran, 8- Bûselik Aşîran, 9- Hüzzam, 10- Nihâvend, 11- Nühüft, 13- Horasânî, 14-Hüseynî, 15- Hûzî Bûselik, 16- Râhatü'l-ervah, 17- Rûy-i Irak, 18- Muhâlif-i Irak, 19- Sultânî Irak, 20- Baba Tâhir.

Kantemiroğlu'nün bu görüş ve tesbitleri, sistemci okuldan bu konuda ayrılmış olduğunu göstermektedir. Ne var ki, bu görüş ve tesbitler, musikiciler arasında rağbet görmemiş, daha sonra da unutulmuştur. Sistemci okulun tesbit ettiği görüş ve kurallar ise geçerliliğini muhafaza ederek devam etmiştir.

b) Abdülbâki Nâsır Dede'de Terkîbat

Abdülbaki Nasır Dede, makamları iki ayrı dal üzerinde toplamış, ancak basit makam türü diye bir ayırımda bulunmamıştır. Nasır Dede'ye göre makamlar (1) Makam, (2) Terkîbat diye iki koldan oluşur.

Sistemci okulun koyduğu kural ve tesbitlere uyan Nasır Dede bazı konuları kendi görüş açısından yorumlamıştır. Mesela, terkîbatın hasıl olması için iki yol bulunduğunu ifade ederek gerekli açıklamaları yapması bu cümledendir.

Ne var ki, bu büyük müzikologun ileri sürdüğü bu görüşler de musikiciler arasında tutulmamış ve unutulmuştur.

B) Rauf Yekta Beyde Mürekkep Makamlar

Rauf Yekta Bey sisteminde, makamlar hakkında genel ve özel bölümlerin yapılıp tesbit edilmeleri, üstadın vefatı ile mümkün olamamıştır.

C) Töre-Karadeniz'de Mürekkep Makamlar

Abdülkadir Töre ve M. Ekrem Karadeniz'in görüşlerine, basit makam bölümünde temas etmiş idik. Burada tekrarlamak gereği yoktur. M. Ekrem Karadeniz, mürekkep makamlar için genel bir tarif vermiş, fakat detaylara girmemiştir. Kaldı ki, makam sıralamasında anlaşılması çok güç hatta imkansız bir ayrımda bulunmuş ve konuya hiçbir açıklık getirmemiştir.

D) Arel-Dr. Ezgi Sisteminde Mürekkep Makamlar

Makamlar hakkında, bize en geniş ve bilimsel açıklamaları yapanlar Hüseyin Sadettin Arel ve Dr. Suphi Ezgi'dir. Bu itibarla okulun iki kurucusunun görüş ve tesbitlerini ayrı ayrı incelemek icap edecektir.

a) Dr. Suphi Ezgi'de Mürekkep Makamlar

Dr. Ezgi, Ameli ve Nazari Türk Musikisi külliyatının P/, cildinde, makamları tekrar mütalaaya alarak, mürekkep makamın tarifi üzerinde durmuştur.

Dr. Ezgi, mensup (bir şeyle ilgisi olan, bir şeye bağlılığı bulunan) ve karîbi (çok yakın, uzak olmayan) olan iki, üç veya daha ziyade makamların birleşme-sinden doğan bir durum olarak nitelediği mürekkep makamların bu şekildeki tarifinde, birbirine mensup (yakın) olmayan makamlardan oluşan birleşme durumunu göz önüne almamış ve tarifi eksik bırakmıştır. Bu noksan bırakışı sonradan gören Dr. Ezgi, tarifteki bu noksanlığı yeni bir tarif getirerek5 gidermiş ve şu ayrımlar üzerinde durmuştur:

a) Birbirinin mensubu, yani nağmeleri müşterek olan iki ve daha ziyade dizilerle onların kısımlarından yapılmış makamlar,

b) Birbirinin karîbi ve bazen bâid (uzak) iki ve daha ziyade makamlarla onların kısımlarında yapılanlar,

c) Basit veya mürekkep makamların nihayetlerine (sonlarına) bir Bûselik beşlisi veya tamam dizişi yahut Kürdî dörtlüsünün katılmasından hasıl olanlar. Dr. Ezgi ayrımda bulunduğu makamlara misal olarak:

(a) bendi için Dilkeş Hâveran, Gerdâniye, Hüseynî, Aşîran ve Yegâh;

(b) bendi için (çok misal bulunduğundan birkaç tane) Segâh, Sabâ, Hisar ve Pesendîde;

(c) bendi için Tâhir Bûselik, Hicaz Bûselik, Acem Kürdî, Muhayyer Kürdî makamlarını veriyor.

Mensub ve karîb makamlar ayrımını yalnız Dr. Ezgi'de buluyoruz. Bu konuyu kitabımızın genelde makam bölümünde incelemeye almış idik.

Dr. Ezgi'nin mürekkep makamların kuruluş ve oluşmaları ile ayrımlarına ilişkin görüş ve tesbitleri yerinde ve ilmi değeri olan görüşler olması itibarı ile büyük önem taşır.

b) Arel''de Mürekkep Makamlar

Arel, mürekkep makamları hem içerik hem de kapsam yönlerinden ayrımları göz önünde tutarak sistemleştirmiştir. Bu sistematik ayrımda, Dr. Ezgi'ye göre daha dar bir kapsam içinde üç ana kategori belirlemiştir, 1- Basit Makamlar, 2- Mürekkep Makamlar, 3- Şed Makamlar,

Bugün nazariyat alanında kabul gören ve uygulanan genel ayrım, Arel'in ortaya koyduğu bu ayrımdır.

Mürekkep makamların analizine girmeden evvel, Arel-Dr. Ezgi sistemi ile sistemci okulun terkîbat hakkında koymuş olduğu görüş ve esaslar arasında bazı farklar bulunmasına rağmen, genelde iki okulun görüşlerinin birleştiği kısımlar olduğunu belirtelim. Safiyüddin ve Abdülkadir'den sonra ana makamlar, âvâzeler, şubeler dışında kalan makamlara mürekkep makamlar denilmiş olması dışında, makamların sistematize edilmesinde sistemin aynı olduğunu fakat uygulamada değişik bir tablo çizildiğini görüyoruz. Bu itibarla, yeni bir sistem olarak literatüre geçen Arel-Dr. Ezgi sistemi, sistemci okulun makamlar için koyduğu esasların çoğunu kabullenmiş, ancak daha sade bir uygulamayı hareket noktası olarak birinci planda tutmuştur. Yine sistemci okulun 12 ana makamına (Edvâr-ı Meşhûre) karşı, Arel sisteminin basit makam olarak 13 makamı öngörmesi, anlamlı bir benzerliği göz önüne sermektedir.

Arel'in mürekkep makamları tarif ve tesbit ederken, içerik ve kapsam yönünden ayrımlarda bulunduğuna işaret etmiş idik. Özellikle basit makamların tarifinin yapılmasında, mürekkep makamların daha iyi ve kapsamlı olarak anlaşılabilmesi için göz önünde tutulan bu esaslar, Arel tarafından etraflı ve derinlemesine bir incelemeye alınmıştır. Şimdi bunları görelim:

Arel basit makamın varlığını meydana getiren şartları ve faktörleri şu surede tesbit etmektedir:

a) Tam bir dörtlü ile tam bir beşlinin veya tersine tam bir beşli ile tam bir dörtlünün bulunmasının zorunlu olduğu,

b) Bu iki kısmın birleştiği perdenin güçlü görevini üstlenmesinin zorunlu olduğu,

c) Makamın kalışında tam bir istirahat duygusunun bulunması gerektiği.

Arel, "Bu niteliklerin bulunmadığı bir makamın basit makam niteliğinin dışında kaldığı ve mürekkep makam olduğu anlaşılır" demektedir.

Yukarıda saydığımız şartlar ve normlar, makamın içerik yönünden bulunması zorunlu olan unsurlardır.

Arel kapsam yönünden mürekkep makamları üç sınıfta ("sınıf' deyimi kendi buluşudur) toplayıp mütalaa etmektedir.

Birinci Sınıf:

Bir sekizli içindeki geçkiden veya geçkilerden doğan ve dizileri bir sekizli halinde gösterebilen makamlar. Örnek: Irak, Eviç, Sabâ, Isfahan, Nişâbur vb.

İkinci Sınıf:

Bir sekizliden daha geniş saha içinde geçkiden veya geçkilerden doğan ve dizileri tabii ki bir sekizliye sığmayan mürekkep makamlar. Örnek: Ferahfezâ, Lale Gül, Zirefkend, Bestenigâr vb.

Üçüncü Sınıf:

Herhangi bir makamın dizişi sonuna sadece Kürdî ve Bûselik geçkisinin eklenmesinden doğan mürekkep makamlar. Örnek: Beyatî Bûselik, Sabâ Bûselik, Acem Kürdî, Nevâ Kürdî vb.

Evvela birinci sınıf makamların incelenmesine geçelim:

Arel'in (katışık) makamlar diye adlandırdığı bu tür makamlarda bulunması gereken şartlar şunlardır:

1- Bir sekizli içindeki geçkiden veya geçkilerden doğmuş olacak,

2- Dizileri bir sekizli içinde bulunacak.

Arel, geçki konusunu incelerken6 geçkilerin amaçlara göre değiştiğini, bu amaçlar doğrultusunda kısa süreli ve uzun süreli yapıldığını, kısa süreli geçkilerin makamın aslında bir değişiklik meydana getirmediğini, uzun süreli geçkilerin ise makamda değişikliklere sebep olduğunu bildirerek, geçici geçki ve uzun süreli geçki (kesin geçki) terimlerine açıklık getirmektedir.

Biz, bu ayrıma şu hususun da katılmasında bir noksanlığın giderilmesi bakımından fayda ve zaruret görüyoruz:

Bir makamdan bestelenmiş sözlü eserlerin miyan haneleri ile saz eserlerinin üçüncü haneleri bu ayrımın dışında kalırlar. Çünkü bu kısımlarda yapılan geçkiler bir usule, geleneğe uygun olarak ve eserlerin meydana getirilişlerinde uyulması gereken kural icabı yapılmaktadır.

Arel'in geçki konusundaki açıklamalarının bir başka açıdan daha incelenmesi gerekiyor:

Basit makamın tarifi icabı, birinci derecede belirlenmiş ve tesbit edilmiş bulunan basit makam dizilerinin, geçkilerin durumunu göz önüne getirerek, bazı geçkilerin meydana gelmesindeki nitelikleri, Arel'in tarif ve açıklamaları ile çözümlemek, kanaatimizce yeterli olmayacaktır.

Özellikle basit makamların bazılarında (Rast, Hüseynî, Hicaz vb.) Eviç perdesinin, makam içindeki lahnî seyri icabı (melodik yapı icabı) oynak bir perde rolünü üstlenmiş bulunduğu görülmektedir.

Hicaz makamını örnek alalım. Hicaz makamı Arel sisteminde basit makamlardan biridir ve seması şöyledir:

Eviç perdesi, Hicaz makamında, makamın bünyesi içinde bulunan ana perdelerden biridir. Ne var ki, Hicaz makamında lahnî yapısının seyirleri icabı, aralıklarla (fasılalarla) hicaz dörtlüsü rast beşlisi değişikliğe uğramakta, aralıklı olarak bir süreklilik göstermektedir. Bu tür bir hüviyet değişikliği, Arel sisteminin koyduğu geçici geçki veya süreli geçki karakterinin dışında olan bir geçki şekli olarak devam etmektedir. Hicaz makamında öyle melodik seyirler görülür ki, Hicaz yerine Hümayun veya Hüseynîde Uşşak makamlarının çeşnileri açıkça belli olur. Özellikle, Acem perdesinin sık sık ve fakat aralıklarla kullanılması, Eviç perdesinin seyirler sırasında yerini Acem perdesine bırakarak hüviyet değiştirmesidir. Bestekar, Hicazdan bestelediği bir eserinde, eviç perdesini kasdi olarak değiştirmeyi düşünmez. Melodik seyrin icabı olarak bu değişiklik kendiliğinden meydana gelir.

Acem perdesinin seyir icabı meydana geldiği göz önünde tutulursa, bu geçkinin ne geçici ve ne de sürekli (kesin) geçki olarak nitelendirilmesi mümkün olamaz.

Şu halde durum nedir ve ne olmalıdır?

Kanaatimizce, basit makamın tarifine ek olarak verilen ve bir sekizli içine sığan mürekkep makamların basit makamdan ayrılmasında gösterilen esasların ön planda tutulmasıdır. Diğer bir deyişle, basit makamın tarifine, onu kuvvetlendiren ve ayrımın daha bilimsel bir hüviyet içinde yapılmasını sağlayan ayrı ve yeni bir görüş getirilmek istenmiş olmalıdır. Fakat, getirilen bu yeni görüş, basit makamın kuruluş felsefesine uygun düşmemektedir. Gördük ki, Rast, Hicaz ve Hüseynî makamlarındaki Eviç perdelerinin melodik yapının seyri icaplarına göre hüviyet değiştirilmeleri ne kısa bir geçki ve ne de süreli bir geçki olarak açıklanır. Bütün mesele, aralıklarla yapılan ve devamlılık gösteren hüviyet değişikliğinin makamda kesin geçki imiş gibi bir değişikliğe sebep olmasından kaynaklanmaktadır. Şu halde tiz dörtlü veya beşlide, iki ayrı dizi kısminin uygulandığı sonucuna varılmıştır. Bu durum ise, adı geçen üç makamın basitlik niteliğine uygun düşmemektedir. Bu durumu gören bazı musikiciler "basit makam niteliği görünüşte bir nitelik olmaktan başka bir şey değildir" itirazını ortaya atmış ve "bu makamların da mürekkep makamlar içinde mütalaa edilmeleri icap eder" görüşünü ileri sürmüşlerdir.

Basit ve mürekkep makam ayrımında, basit makamların soyutlanmaları için Arel sistemince öne sürülen bir sekizli içinde yapılan geçkilerin niteliklerini kesin olarak belirlemek icap etmektedir. Verdiğimiz örnek makamlarda olduğu gibi, Eviç perdesinin hüviyet değiştirmesi durumunda bu tür makamın tariflerinin yeterli olamadıkları anlaşılmaktadır. Şayet Eviç perdesinin Aceme, Acemin Eviç perdesine dönüşme durumu geçici bir geçki kabul edilirse, mesele yoktur. Bu makamların basit oluşlarında kuşku kalmaz. Geçki kesin olursa, artık makamın basit oluşundan söz edilemeyecek ve mürekkep makamlara katılmış olacaktır. Fakat, fasılalı (aralıklı) ve devamlı bir hüviyet değişikliği, aynı perdenin iki değişik hüviyet içinde kendini göstermesi, makamların nitelikleri konusunda birinci sınıf makam tasnifi tam bir açıklık getirememektedir. Bu itibarla, Arel'in birinci sınıf olarak katışık makamlar diye adlandırdığı makamların niteliklerinin, geçkiler yönünden ele alınmalarında fayda ve zorunluluk görmekteyiz.

İkinci sınıf makamların incelenmesi:

Bir sekizliden daha geniş saha içindeki geçkiden veya geçkilerden doğan ve dizileri bittabii bir sekizliye sığmayan makamlar mürekkeptir ifadesi, mürekkep makamların oluşmalarında ve açıklamalarında verilen en güzel ve bilimsel bir tarifi kapsamaktadır. Arel bu tarife örnek olarak, Ferahfeza, Lale Gül, Zirefkend v.b. makamları veriyor. Bu makamlara ayrıca "birleşmeli makamlar" adını da koyuyor.

Esasında bu tarifin kapsamı ve anlamı çok yerinde ve bilimseldir. Ancak, Arel okulu, genelde makamın nitelikleri üzerinde ayrımlar yaparken, inici-çıkıcı terimlerini kullanarak, başka bir ayrımı söz konuşu etmiştir. Bu arada, özellikle bazı basit makamlara benzeyen Muhayyer ve Tâhir gibi makamları, Hüseynî ve Nevânın inici şekli olarak görmüşlerdir. Sonuçta bu iki inici makamı Hüseynî ve Nevâ makamlarına bağlamışlar, bu makamlardan ayrılmaz bir uydu gibi görmüşlerdir.

Muhayyer ve Tâhir makamları sistemci okulda sevilen ve çok eserlerin bestelenmesinde ele alınan makamlardır. Literatürde bu makamların Nevâ ve Hüseynî makamlarına bağlı bulundukları, bu makamların inici bir şekli olduğuna ilişkin hiçbir kayıt mevcut değildir. Bu görüş tamamen Arel-Dr. Ezgi sisteminin görüşü olarak belirmiştir.

"İnici bir şekli" ibaresinden anlaşılan mana, bu makamların yalnız dizi olarak değil, seyir ve çeşni yönünden de bağlı oldukları makamlara benzemeleridir.

Kanaatimizce, ikinci sınıf makamlar topluluğunu teşkil eden makamların, bir sekizliyi aşarak daha geniş alanda yer almaları ve geçkileri de kapsayarak meydana gelişlerinde, sözünü ettiğimiz Muhayyer ve Tâhir makamlarının bu kapsam içinde kaldıkları düşünülürse, birer mürekkep makam oldukları kolayca anlaşılır. Ne var ki, Arel sisteminin bu makamları hiç göz önünde tutmadan, bir sekizli içinde oluşan makamlar gibi mütalaa etmesi, kanaatimizce isabetsiz bir görüştür. Bu konuyu Muhayyer ve Tâhir makamlarının incelenmesi sırasında tekrar ele alacağız.

Arel okulunun, bir tek istisna bulunsa bile, kural dışı kalan bazı makamlardan söz etmesi icap ederdi. istisnaların olabileceğini kabul eder görünmeyen Arel sisteminin bu tarif ve uygulamaları, basit makam kavramını zedelemekte, zayıf düşürmektedir.

Üçüncü sınıf makamların açıklanmasında verilen tarif ve detaylar, mürekkep makamların oluşmalarında ayrıca özel bir niteliği belirten bilimsel ifadelerdir. Bugünkü uygulamalarda, artık yalnız Bûselik ve Kürdî takılan kullanılmaktadır.

Arel'in basit ve mürekkep makamların oluşmalarında öngördüğü görüşler, bugün aynen kabul edilmekte ve resmi kurumlarda okutulmaktadır. Ancak, birinci ve ikinci sınıf ayrımı içinde olan mürekkep makamların tariflerinde, bu tariflerin anlamlarını tam bir açıklığa kavuşturmak, eskilerin deyimi ile "efradını cami, ağyarını mani" kılmak için, yine bilimsel açıdan ufak parantezler açılması yerinde ve faydalı olur kanısındayız.

3) Şed Makamlar

Eski musikiciler (özellikle sistemci okulun ilk devirlerindeki musiki ustaları) "şed" kelimesini değişik manalarda kullanmışlardır. "Şed makamı" terimi ise çok daha yeni, bir 20. yüzyıl buluşu olarak karşımıza çıkmaktadır.

Musiki tarihimizin seyri içinde, şeddin gelişme ve değişmelerini nazari sistemlerin şed hakkındaki görüş ve uygulamaları içinde mütalaa etmek icap eder. Bu itibarla konuyu nazari sistemlerin kuruluş ve devirlerine göre ele alarak başlamak istiyoruz.

A) Sistemci Okulda Şed ve Şed Makam

Sistemci okul kurucularından Safiyüddin Urmevî'de, şed adı başka bir anlamda kullanılıyordu. Safiyüddin sistemci okulda ana makamlar sayılan 12 makamı (Uşşak, Nevâ, Bûselik, Rast, Hüseynî, Hicazî, Rehavî, Zengüle, Irak, Isfahan, Zîrefkend ve Büzürk) şed terimi altında toplamıştı. Şedlerin dışında kalanlara "âvâze" (6 tane idi), âvâzelerin dışında kalanlara da "şube" (24 tane idi) denirdi. Şubelerin dışında kalanlara da "terkîbat" ismi verilmiştir. (Terkîbat terimi bugünkü mürekkep makam teriminin karşılığı idi.)

Safiyüddin Kitabü'l Edvârda, Abdülkadir Meragî Camiü 'l-Elhan'da, bir melodik yapının başka bir perdeye göçürülerek icrasını, daha evvelden de bilindiği üzere7 "tabakat" olarak adlandırırlar. 8

Safiyüddin'e göre, bir dizi birinci devir olarak kabul edilirse, ikinci, üçüncü vb. perdelere nakledildiği zaman hasıl olan diziler ilk dizinin tabakaları olurlar. Bu tabakalar 17 perde üzerinde bulunabilirler.

Safiyüddin'den evvel de mevcut olan bir görüş, Safiyüddin'de metne geçirilmiş ve musikicilere bir kural şekline sokularak gösterilmiştir.

Nitekim, Abdülkadir Mera,gî de aynı konuyu işlemiş, fakat şed adını değiştirerek 12 şedde 12 makam ismini vermiştir. Abdülkadir'de tabakat Safiyüddin'in ileri sürdüğü gibi yorumlamıştır.

Gaybî Hoca'nın çağdaşı Hızır bin Abdullah, Kitab-ı Musiki adlı eserinde tabakattan bahsederken dolaylı bir ifade kullanmış ve perdelerin yer değiştirmesini esas kabul etmiştir. Gerçi eninde sonunda bir göçürme olayı söz konuşu olacaktır, amma, her nedense bu konu, düzen içinde perdelerin nakli şeklinde gösterilmiştir. Hızır bin Abdullah'a göre muayyen (seçilmiş) bir düzenin varlığı şarttır. Düzen olmazsa nakil de olmaz. Bu konuda birçok örnek veren Hızır bin Abdullah'ın deyimlerine daha açıklık getirmek için bu örneklerden birini aktaralım:

Rast düzeni üzere kurulmuş bir düzen içinde (Rast makamına göre akord edilmiş durumda), Hüseynî perdesi Dügâh olarak kabul edilirse perde isimleri şöyle değişecektir:

Hisar perdesi Segâh, Gerdaniye perdesi Çargâh, Muhayyer perdesi Pençgâh, Pençgâh perdesi de Yegâh olacaktır.

Görülüyor ki, bir makamın başka bir perdeye nakledilmesi, dolaylı yollardan ifade edilmiştir.

Sistemci okulun ilk mensuplarında görülen ve onlarca kullanılan şed ve tabakat kelimelerinin anlamları zamanla yer değiştirmiş, tabakat terimi kullanımdan kaldırılarak yerine şed kelimesi konulmuş ve metinlerde şed kelimesi bugünkü anlamda kullanılmaya başlanmıştır.

Lale Devri bestekar ve müzikologu prens Kantemiroğlu da eski musikicilerin tabakat terimi yerine şed terimini kullananlardan biridir. Buğdan prensi olan Kantemiroğlu Osmanlı kültürü ile yetişmiş, musikimize hizmetlerde bulunmuş, musikiciler arasında önemli bir yer tutmuştur. Kitâbü'l ilmü'l-Musiki adını verdiği edvârında, kendinden evvel gelen musikicilerin görüş ve uygulamalarına yer vermekle beraber kendi görüş ve tesbitlerine de geniş yer ayırmıştır. Bazı musiki konularında, sistemci okulun prensip ve görüşlerinin dışında, bir hayli değişik buluşlara yer veren Kantemiroğlu'nda, şed makamın tarifi şöyledir:

"Şed makam oldur ki, bizzat makam olanın dördüncü perdesinde olur ve karargâhı olmayan perdede karar eder, yani Dügâh-Aşîran, Segâh-Irak, Çargâh-Rast idüp bir makamın üzerinde tasnif olan nesneyi, dördüncü olan perdenin makamında çalınır. Lakin agâh ol ki, bu makule şed makamları hanendelerde bir veçhile teşhis olmayup, yalnız sazendelerde câ-be-câ müstameldir."

Kantemiroğlu bu tarifi ile, asıl makamın yerinde değil de dördüncü perdesinde göçürülerek çalınması halinde, karar perdesi de göçürülmüş olur ve şed makam hasıl olur; göçürülecek bu perdeler de Aşîran, Irak, Rast ve Segâh perdeleridir, diye kayıt düştükten sonra, başka bir paragrafta şed makam hakkında şu açıklamayı yapıyor:

"Bilmiş ol ki, şed makam elediğimiz mahsus ve bizzat makam değildir, velâkin tarif-i makamâtta zikr olduğu vecb üzere, bir makamın üzerinde tasnif olunan nesneyi dördüncü perdede ya dahi tizi ya dahi nerme tutup çalınır ve bu makule şed yolları yalnız sazendeye mahsus verilmiştir ve hanende nefesinden bir veçhile fasi ü tefrik olamazlar. Bizim kıyasımız üzere, nerm perdelerde şedler dört olabilirler. Aşîran ile Dügâh, Irak ile Segâh, Rast ile Çargâh, Dügâh ile Hüseynî."

Kantemiroğlu, makamların ayrımlarında da kendine özgü bir usul göstererek, sistemci okuldan ayrılmıştır. Makamları perdelere yerleştirirken perdelerin kalın veya ince oluşları ile yarım seslerini esas almış ve makamları bu oluşa göre yerleştirmiştir. 9

Kantemiroğlu, yukarıda saydığı geçen makamların şedlerini yaparken makamların dört perde peşte veya dört perde tize göçürüleceğine, yarım perdelerde bulunan makamların şedlerinin de yine aynı usul üzere yapılabileceğine ilişkin açıklamalarda bulunmuştur.

Kantemiroğlu şed makam hakkında sistemci okulun koymuş olduğu prensibi tekrar ederken, yine sistemci okulda uygulanan şed yollarını da açıklamaktadır. Kantemiroğluna göre, bu yollar dört şekil gösterir:

1- Şeddü'l-Yehûdan 10

Şeddü'l-Yehudan, musikicilerimiz arasında en çok kullanılan bir icra tarzıdır, diyor Kantemiroğlu. Bu tür şedde Dügâh perdesi saz üzerinde esas perde olarak alınır. Onun deyimi ile "dügâh perdesini kutb-i daire idüb" nağme hareketine bu perdeden başlanır. Diğer bir deyişle, seyre dügâh perdesinden başlamak gerekir.

2- Şeddü'l-muhtelif

Bu şed yolunda Bûselik perdesi Dügâh kabul edilir. Bu durumda, mâhur perdesi Hüseynî, Rehavî (bugünkü Geveşt) perdesi de Aşîran perdesi olarak göz önünde tutulur ve şed bu perdeler üzerinden icra olunur.

3-Şeddü'l-hams

Bu tür şed icrasında, Dügâh perdesi Hüseynî olarak değiştirilir. Diğer bir deyişle kutb-i daire Hüseynîdir. O zaman Muhayyer perdesi Nevâ, asıl Dügâh perdesi de Aşîran olur ve şed bu perdelerden icra olunur.

4-Şeddü'l-asl

Kantemiroğlu bu tür şed hakkında bir bilgi vermiyor. "Asl" kelimesinden, makamın yerinde icrası olacağı anlaşılıyor.

Şed konusuna oldukça geniş yer veren Kantemiroğlu, kendinden evvel gelen musikiciler gibi sistemci okul mensubu olmak itibarı ile, şed makam teriminin aslında mevcut olmadığını, şed makamın ancak belirtilen dört perdede (bu perdelerin dört perde pest, dört perde tiz olması, yani bu açıdan simetriği bulunması) icrasının esas tutulduğunu genişçe kaleme alıyor. Bu sırada makamın asli bünye-sinin muhafaza edilmesi, seyir ve çeşnisinin de aynen icrası söz konusudur.

Lale Devri'nin diğer bir büyük bestekar ve müzikologu, I. Sultan Mahmud Han'ın baş musâhibi, kemani ve Tanbûrî Hızır Ağa'dır.

Hızır Ağa, Tefhimü'l-Makamât fi Tevlidü'n-Negâmat adlı musiki kitabında şed bahsine temas ederken şu kaydı düşüyor:

"Dügâh yüzünden tarik-i şeddin imtizaç ve terası ser-i negâmatın istima ve safası budur ki, sabiku'z-zikr mukassim üstad Hüseynînin perdesini ve hevasını cüz'i gösterdikten sonra, Dügâh perdesinde karar ede."

Biraz muğlak bir açıklama olmasına rağmen, Hızır Ağa Rastı Dügâh sayarak (Rast perdesini Dügâha geçirerek) vermiş olduğu değişik icra ile beraber, Irakı Rast, Segâhı Nevâ, Nevây-ı Irak etmek gibi daha zor ve zıt diye belirttiği perdeler üzerinde şed yapılmasını büyük bir ustalık saymakta, bunu beceremeyenlerin yalan söylemeleri zorunlu olur, demektedir. Sistemci okulun devamı bir görüşe sahip olan Hızır Ağa'da şed makam terimi yoktur.

III. Sultan Selim Han devrinin bestekar ve müzikologu Abdülbaki Nasır Dede Tedkîk u Tahkik adlı kitabında kendinden evvel gelen -kendi söyleyişi ile- "kudema ve kudema-ı müteahhirin"in kitaplarına aldıkları şed-tabakat bahislerini incelemiş, ufak bazı değişikliklerle beraber, sistemci okulun tesbit ettiği normların aslına dokunmamış, icra sırasında yapılması ve uyulmasını zorunlu saydığı bazı kriterlere yer vermiştir.

Eski musikicilerin metinlerde tesbit ettikleri dört türlü şed yolunun bulunduğunu, bunların Dügâh ile Aşîran, Rast ile Çargâh, Irak ile Segâh ve Dügâh ile Hüseynî yolları olduğunu inceleyen Abdülbaki Nasır Dede, Dügâh ile Hüseynî şed yolunda beş perde bulunmasının uygulamada dört perdeye düşürülmüş olacağını hatırlatmaktadır.

Diğer taraftan sistemci okulun şed makam konusunu ele almadığını ve metinlerde meskût geçildiği hususunu göz önüne alan Abdülbaki Nasır Dede, konuya kesin bir açıklık getirmiş ve "Şed dediğimiz, mahsus tasnif olunan bir nesnedir" diye bir ifade kullanmıştır. 700 sene musikimize hakim olmuş ve hizmet vermiş sistemci okulun görüşlerini tesbit ederken, musikimizde bu devirlere ilişkin başka bir nazari sistemin mevcudiyetini göremiyoruz. Tek nazari okul Safiyüddin Urmevî'nin koymuş olduğu ve sistemci okul diye adlandırdığımız bu sistemdir. Bu sistemde, şed makam teriminin anlamı ve karşılığı yoktur.

Hatta 20-yüzyılda bile, şed makam teriminin anlam ve kapsamını kabul etmeyen, sistemci okulun şed makam yoktur düstûrunu benimseyen görüşlere rastlanmaktadır.

Bu görüşlerin basında Abdülkadir Töre-M. Ekrem Karadeniz görüşü yer almaktadır.

M. Ekrem Karadeniz Türk Musikisinin Nazariye ve Esaslarıyla, şed makamdan hiç bahsetmemiş, ancak bahsetmemesinin sebeplerini de açıklamamıştır.

Prof. Yalçın Tura da Türk Musikisinin Meseleleri adlı kitabında şed bahsine ayrı bir bölüm ayırmamakla beraber, Türk musikisi ses sisteminde şedlerin bulunmasında hasıl olan durumu izah ederken, ilk perdeden sonra dörtlü aralığı ile gidilmek sureti ile on altı basamak ilerleyince, on yedinci basamakta ilk sesin sekizlisine varılabileceğini, şeddin Safiyüddin'de olduğu gibi 17 perde üzerinde uygulama imkanının bulunduğunu işaret etmiş ve fakat şed makam deyimini kullanmadığı gibi böyle bir makam türü olmadığını bazı söyleşilerinde açıkça ifade etmiştir.

Görülüyor ki, zamanımızda, şed makam terim ve mefhumunu kabullenmeyen görüşler de bulunmaktadır.

B) Rauf Yekta Beyde Şed ve Şed Makam

Rauf Yekta Beyin, şed makam hakkında görüş ve bilgilerin; belirtmek için yayınladığı bir metin veya kitap bulunmamaktadır. Verimli ve olgun çağında vefatı sonucu, yazmaya devam ettiği Türk musikisi nazariyatına ilişkin kitaplarının yanda kalması, merhum üstadın görüş ve tesbitlerinin de yarıda ve noksan kalmasına sebep olmuştur. Ne var ki, Rauf Yekta'nın şed makamlar konusundaki görüşlerini mesai arkadaşları Dr. Suphi Ezgi ve Hüseyin Sadettin Arel, kitaplarında kayda alıp açıklamışlardır. Ezgi ve Arel'den evvel tetkiklerine başlayan ve edindiği bilgileri iki dostuna aktaran Rauf Yekta, şed makam hakkında ilk teshilleri yapan müzikolog olarak musiki tarihimizde yeterini almıştır. Bu itibarla, Arel sisteminin şed makamlar hakkında görüş ve teshilleri Rauf Yekta okulunun görüş ve tesbitlerinden farklı değildir.

C) Arel-Dr. Ezgi Sisteminde Şed ve Şed Makam

Şed makam terimini kullanan, tanıtan ve bu konudaki tetkikleri ile musikimizde yeni bir sayfa açan Arel okulu olmuştur.

Arel, şed ile şed makam arasındaki kavram farklarını incelemiş ve şeddin tarifini şöyle vermiştir:

"Bir makamı, asıl mevkiinden başka bir yere götürmek, o makamın şeddini yapmak olur."

Dr. Ezgi de şu tarifi vermektedir:

"Bir makamı, asıl mevkiinden başka tabii ve umumi dizilerin herhangi bir sesi üzerine nakletmeye şed derler."

Ayrı görülen bu tariflerde, esasta birleşme olduğu görülmektedir. Sistemci okulun anladığı ve kabul ettiği şed-tabakat ile de esasta birleşme gözlendiği şüphesizdir.

Arel, şed makamlar hakkında şu açıklamaları yapmaktadır:

"Herhangi bir makamın şeddini, ondan başka bir makam imiş gibi yan bir isimle anmak doğru değildir."

... Fakat şimdiye kadar şed makamlara birer ayrı isim verilmiş olduğu için, biz yalnız böyle isimler verilmiş bulunanları gözden geçireceğiz.

Hakikatte gerek isimli, gerek isimsiz şed makamlar için yapılması en muvafık olan şey, hangi perde durak ittihaz edilmiş ise, o perdenin ismi ile asıl makamın adını yan yana getirmekten ibarettir.11

Arel okuluna göre, isimlendirilmiş ve kullanılmaya devam edilen şed makamlar 14 tanedir.

Sistemci okuldan devralınan 14 makamı, sistemci okulca verilmiş olan adlardan başka ilave bir tanıtım şekline ihtiyaç duyulmadığı literatürde görülmektedir. Diğer bir deyişle, sistemci okulda adı geçen 14 makama başka bir ad veya nitelik ilave edilmemiştir.

Şu halde, Arel okulunun şed makam olarak saydığı 14 makamın şed makam oluşları nereden kaynaklanmaktadır?

Biraz evvelki paragraflarda gördüğümüz gibi, sistemci okul şed makam adı altında bir makamın mevcudiyetini kabul etmemektedir. Bu durumda, şed makam terimi sistemci okulunun görüş ve tesbitleri dışında meydana getirilmiş bir kavram olmaktadır. Nitekim bu ad Rauf Yekta Bey ile Arel okulunun musikimize tanıttıkları bir isimdir ve 20. yüzyılın bir görüş ve buluşudur.

Şed makam bahsine bu suretle girerken, şed makam ile makamın şeddi terimlerinin anlam ve farklarını belirtmemiz icap ediyor.

Makamın şeddi, bütün nazari sistemlerin müşterek görüşlerine uygun düşen bir terim olarak, asıl makamın başka bir perde üzerine göçürülerek, bu perde üzerinde icrasından ibarettir. Bu durumda, makamın başka bir perdeye göçürülmesi ve seyir ve çeşnisinde hiçbir surette değişiklik yapılmaması söz konusudur.

Şed makam teriminde ise, anlamında bir tereddüt kapısının açık tutulduğu görüşü vardır ve bu terim makamın şeddi terimi ile zıtlaşan bir anlamı ifade etmektedir. Çünkü, Arel sisteminde bu adın -bir makamın başka bir perdeye göçürülmesi olmasına rağmen- 14 makam içinde yeni bir makam türü olarak meydana geldiği görüşü ileri sürülmektedir.

Bu yeni bir görüşün ifadesidir. Şed makamların varlığı söz konusudur ve bunların da ancak 14 tane olabildiklerine işaret edilmektedir.

Bu konuda sistemci okul görüşüne zıt düşen Arel okulu, şed makam adı altında topladığı 14 makamı hangi kaynaktan elde etmiştir? Çünkü sistemci okulda şed makam yoktur. Şu halde Arel sistemi, bu okuldan şed makamın varlığı hususunda bir faydalanmada bulunamayacaktır. O halde hangi kaynak söz konuşu olabilir?

Bu konuya ilişkin olarak Arel okulunun kurucularında yeterli bir bilgiye rastlanmıyor.

Arel'in bu konuda şu ifadesi bize biraz aydınlık vermektedir:

... Fakat şimdiye kadar şed makamlara birer ayrı isim verilmiş olduğu için, biz yalnız böyle isimlendirilmiş bulunanları gözden geçireceğiz.

Durumu analiz edelim:

A- 14 makam sistemci okul devrinde bulunmuş ve isimlendirilmiştir.

B- 14 makama şed makam ismini veren ise Arel okuludur. Çünkü, sistemci okulda 14 makama başkaca ilave bir ad verilmemiş ve bir kategori tanınmamıştır.

C- Şed makam terimim bulan yeni iki nazari sistem, sistemci okuldan devraldıkları 14 makamı şed makam olarak görmüşler, ayrıca bu tür makamlara ilişkin kaynak aramamışlar, kendileri kaynak yaratmışlardır.

D- Sonuç olarak Arel sistemi şu ayrım üzerinde durmaktadır:

a- Şed işlemlerinde, şeddi yapılan makamın dizisinin aynen -hiç bir değişikliğe uğratılmadan- diğer perdelere göçürülmesi asıldır.

b- Şeddi yapılan makamın göçürülen perdeden icrasında, seyir durumunun önemi yoktur.

c- Seyirden doğan çeşninin de önemi yoktur.

Görülüyor ki, Arel sisteminin şed makamlar hakkındaki görüşleri a,b,c, fıkralarında açıklandığı gibi göz önüne alınmakta ve özellikle dizinin aslını koruyarak başka bir perdeye göçürülmesi söz konuşu olmaktadır.

Arel sistemi, 14 makamın şed makamlar zümresini nasıl teşkil ettiğine ilişkin bir bilgi vermemektedir. Arel'in ".. .Fakat şimdiye kadar şed makamlara birer ayrı isim verilmiş olduğu için, biz yalnız böyle isimlendirilmiş bulunanları gözden geçireceğiz..." ifadesizden anlaşıldığı gibi, şed makam tarifi konu olarak alınmamakta ve başka paragraflarda da şed makamın tarifi verilmemektedir. Adı geçen 14 makam şunlardır:

1- Acem Aşîran, 2- Mâhur, 3- Sultânî Yegâh, 4- Ruhnevâz, 5- Nihâvend, 6- Ferahnümâ, 7- Aşkefzâ, 8- Kürdîli Hicazkar, 9- Şed Arâbân, 10- Sûzidil, 11- Evcâra, 12- Hicazkâr, 13- Zirgüleli Sûzinâk, 14- Heftgâh.

Arel sisteminin görüşüne göre, bu makamlar beş asıl makamın değişik perdelerdeki şedleridir. Şedleri yapılan beş makamın isimleri de şöyledir:

1- Çargâh, 2- Bûselik, 3- Kürdî, 4- Zirgüle, 5- Segâh.

Arel'in yukarıdaki ifadesine tekrar dönelim:

Arel okuluna göre, eski musikiciler -sistemci okul- beş makamı değişik perdelere göçürmüşler, ancak bunların içinden 14 tanesine ad vermişlerdir.

Biz Arel ve Rauf Yekta sistemlerinin bu ana görüşüne katılamıyoruz, Çünkü:

Sistemci okulda, biraz yukarıda belirttiğimiz gibi, şed makam kavramı ve adı yoktur. 20. yüzyılın iki büyük teorik sistemi, sistemci okulda şed makam varmış gibi bir mütalaa içinde bulunarak, 14 makamı şed makam olarak görmüş ve tesbit etmişlerdir.

Sistemci okulda isimlendirilerek ayrılan makamların dışında yine başka perdeye göçürülmüş makamlar olduğunu göz önüne alan Arel ve Rauf Yekta sistemleri, adlan her nedense verilmemiş ve eserleri ortaya çıkarılmamış diğer göçürülmüşlere de şed makam adını vermektedir. Bu görüşe göre her şed bir makam niteliğindedir ve bunlara bir ad verilerek belirtilmesi icap ettiği zaman -daha evvelce adı konulmamış ise- göçürüldüğü perdenin ismi ile kendi adı eklenerek ifade edilmelidir. Mesela, Rastta Uşşak gibi.

Burada üzerinde durmak istediğimiz husus, her şeddin bir ayrı makam olarak tanınması ve görülmesi durumudur. Halbuki Arel'in şu kaydı vardır:

"Herhangi bir makamın şeddini, ondan başka bir makam imiş gibi ayrı isimle anmak doğru değildir. Çünkü, basit veya mürekkep bir makamı 24 gayri müsavi taksimatlı umumi dizinin müteaddit perdelerine göçürüp şed yapabiliriz: bunlar müstakil makam olamaz, aynı makamın kendi mevkiinden başka yerdeki şekli olur..." 11 12

Şed makam sayılan makamlarda, göçürülen makamın dizisinin ne dereceye kadar uygulandığına bakacak olur isek, gereği gibi uygulanmadığını görürüz. Bunun örneklerini biraz sonra vereceğiz.

Şed olduğu iddia edilen makamın seyri ile asıl makamın seyri hususunda bir benzerlik olup olmadığı incelemeye alınmamış ve benimsenmemiştir.

Şed olduğu iddia edilen makamın seyirlerinden doğan çeşnisinin asıl makamın çeşnisine benzerliği olup olmadığı da göz önünde tutulmamıştır.

Her iki sistemin, yalnız şed kavramı hakkında tarif vererek açıklık getirmesi, şed makam hakkında bir tarif vermemesi, büyük bir noksanlık olarak ortaya çıkmış bulunuyor.

Yine Arel sistemine göre, şeddi yapılan makamın dizisinin, bazı perdelerde şeddinin yapılmasının mümkün olmadığına ilişkin görüş ve tesbitleri, şeddi yapılan makamın dizisinin diğer perdeye hiçbir değişikliğe uğramadan göçürülmesi esasına dayanır. Şu halde bazı perdelerde bir değişmenin yapılması söz konuşu olmayacaktır.

Halbuki, bu kurala Arel okulunun da uymadığı görülmektedir. Örneklerini biraz sonra sıra ile vereceğiz.

Yalnız 14 makamı göz önüne alan ve adları verildiği için bu makamlar üzerinde duran Arel sistemi, bunun dışında daha fazla şedler üreterek yeni adlarla bazı şed makamlar bulamaz mı idi?

Arel'in bulduğu Ferahnümâ makamı, canlı bir örnek olarak literatüre geçtiğine göre, yeni makam buluşlarının mümkün olacağı kanıtlanmış olmaktadır. Öyle zannediyoruz ki, musikiciler arasında iltifat ve rağbet görüp görmeyeceği bilinmeyen yeni makamların icat edilmeleri, zaten makamlarımız hakkında kısır düşünceler besleyen çoğu musikicinin beğenisine erişemeyecek, hatta yaşamını bile sürdüremeyecek bir durumda kalacaktır, îşte bu sebeplerle, yeni makamların bulunmaları, musikimize yeterli derecede bir katkı ve hizmeti olmayacaktır.

Bir makamın varlığının ortaya çıkarılması, bu makamın dizişi ile beraber diğer yaratıcı faktör ve kriterlerin de varlığına bağlıdır. Bu kriterlerin basında seyir ve çeşni gelir, işte bu sebepledir ki, Arel-Dr. Ezgi sisteminin makamların varlığının sebepleri arasında olan yaratıcı faktör ve kriterlerden seyir ve çeşniyi gereği gibi göz önünde tutmadığı kanaati bizde hasıl olmaktadır. Hemen açıklayalım ki bu ihmal yalnız sistemin şed makam olarak saydığı makamlar için geçerlidir.

Arel okulunun şed makam olarak kabul ettiği 14 makamın şed durumlarının incelenmesine ve tesbitlerine sıra gelmiş bulunuyor. Bu inceleme ve tesbitleri iki ayrı başlık halinde gözden geçireceğiz:

a) Şed makamların kuruluşlarının analizi,

b) Hangi gurupta bulunmalarının icap ettiğinin gerekçeleri. Arel-Dr. Ezgi sisteminin şed olarak tanıttığı 14 makamın, hangi makamlardan terkip edildiğini incelemek icap etmektedir.

Şeddi yapıldığı açıklanan makam grupları şunlardır;

Çargâh, Bûselik, Kürdî, Zirgüleli Hicaz, Segâh. Şimdi bu saydığımız makamlardan doğan şed makamları sıra ile inceleyelim:

1- Çargâh makamının şedleri: 13

A- Acem Aşîran makamı:

Acem Aşîran makamına ilişkin olarak yaptığımız incelemelerde, bu makamın bir şed makam olamayacağını anladık.

Acem Aşîran makamını terkip eden makamlar içinde Acem makamının esaslı kurucu rolü bulunduğunu tesbit etmiş bulunuyoruz. Acem Aşîranın tiz dörtlüsü içinde aktif bir röle sahip olan Acem makamı, doyurucu olarak seyirler göstermekte , çoğu zaman Dügâhta asma kararlar vererek Acem makamı belirtilmekte ve ondan sonra diğer bir makama geçilmektedir. Bu tür asma kararlardan sonra tekrar Acem perdesi veya Nevâ perdesi tutularak ve Kürdî perdesi de açılarak Nigâr makamı çeşnisi içinde karara doğru gidilmektedir.

Burada dikkatimizi çeken özel bir seyir şeklini görüyoruz:

Karara doğru gelirken, çoğu zaman Çargâh perdesinin vurgulandığı ve Nigâr beşlisi içinde ve bu beşli hakim rolde görülerek seyirlerin yapıldığı görülür. Gerçi Çargâh perdesi açılmıştır, amma Kürdî perdesinin de az ölçüde rolünün bulunduğunu eserlerin tetkikinden anlıyoruz. Nitekim, bazı bestekarlarımızın, Çargâh açtıktan sonra kararlarda -Çargâh perdesi kadar olmasa bile- Kürdî perdesine vurgulamalar yaptıklarını görmekteyiz. Bütün bu seyirler, bize, karar sırasında, Nigâr makamının seyir ve karar çeşnisi içinde yapıldığını göstermektedir.

Nigâr beşlisi şeklinde görülen beşli, Çargâh makamı içinde bulunan bir beşli değil, Nigâr makamı içinde bulunan bir beşlidir. Musiki aleminde bilinen Çargâh makamı, Sabah ve Segâhlı bir makamdır. Bu makamda Bûselik perdesi bulunmamaktadır. (Arel-Dr. Ezgi sistemindeki Çargâh makamı diye nitelendirilen dizinin asıl çargâh makamı ile hiçbir ilişiği yoktur.) Bu perde Nigâr makamında bulunan ve makamda kurucu rolü olan bir sestir. Bu itibarla, Acem Aşîranda gördüğümüz karara giden beşli, Çargâh makamı ile ilişkisi olan bir beşli değil, Nigâr makamının içinde bulunan bir beşlidir. Karar bu beşli ile Nigâr makamı seyri ve çeşnisi içinde verilir.

Bütün teknik şartların ve makamı teşkil eden diğer makamların, Çargâh makamı ile bir ilişkisi olmadığı, müşterek hiçbir melodik yapının bulunmadığı belirlenmiş olmakla, Acem Aşîran makamının Nigâr ve Acem makamlarından doğmuş olduğu açıkça görülmekte ve anlaşılmaktadır.

B- mâhur makamı:

Sistemci okulun mâhur-ı Kebir ve mâhur-ı Sagir diye ikiye ayırdığı mâhur türleri bugün bilinmemekte ise de, bugün bildiğimiz mâhur, mâhur-ı Kebirin değişmiş bir türü olarak literatürümüzde yer almış bulunmaktadır.

Tiz duraktan seyre başlayan mâhurda, güçlü perdesi olan Nevâ ile Gerdaniye arasında ve hatta biraz tizlerde yapılan seyirlerde, çok değişik makam geçkilerine ve dolayısı ile o ölçüde çeşnilere de rastlamaktayız. Gerdaniye açarak, Hüseynî üzerinde ısrarlı vurgulamalarla, mâhurun, tizde çoğu zaman Sünbüle perdesini göstererek değişik bir çeşni içinde dolaştığı, eserlerin incelenmesinden çıkardığımız bir sonuçtur. ikinci bir değişik çeşni ise, Gerdaniye ile Nevâ arasında yapılan seyirlerde görülmektedir. mâhur eserlerin tetkiki ile elde ettiğimiz bu çeşnilerin anlamı şudur:

a) Gerdaniye-Hüseynî perdeleri ile, tizde Sünbüle perdesi kullanılarak ve ısrarla Hüseynî perdesine vurgulamalar yapılarak, bu tür seyirlerde Nişâbur makamının kullanıldığını göstermesi, mâhurdaki çeşnilerden birini teşkil eder.

b) Gerdaniye-Nevâ dörtlüsü içinde ve tize doğru Tiz Çargâha kadar bir seyir ile oluşturulan makam ise, zannedildiği gibi bir Çargâh makamı seyri değil, tamamen bir Nigâr makamı seyrini teşkil eder.

c) Bu seyirlerin yanı sıra, mâhur perdesinin Eviç perdesine dönüştürülmesi ile Nigâr çeşnisine ek olarak Rast çeşnisinin de katıldığını belirtmek icap eder.

Abdülbaki Nasır Dede, tiz dörtlüde bulunan mâhur perdesinden söz etmemekte ve seyrin Rast seyri içinde olduğunu, kararda ise yine Rast kararı verildiğini açıklamaktadır. Tanbûrî Hızır Ağa ise, karara gelirken Bûselik perdesinin kullanıldığını, ancak karara yakın melodik yapı içinde Segâh perdesine dönüştürüldüğünü ve böylece karara varıldığını yazmaktadır.

Görülüyor ki, gerek tiz dörtlüde ve gerekse karara doğru Mâhur-Eviç ve Bûselik-Segâh perdelerinin kullanılması ile, eskiden beri devam eden bu icra tarzının bugün de uygulandığı görülmektedir. Koma farkları gibi görünen bu perdelerin birbirinden farklılıkları, makamda önemli bir seyir ve dolayısı ile çeşni değişikliklerine sebep olmaktadır.

Arel-Dr. Ezgi sisteminde Çargâh makamından doğan bir şed makam olarak tanıtılan mâhur makamının, dizişi itibarı ile çok değişik makamların küçük dizilerinden oluştuğu açıkça görülmektedir. Bu itibarla, sözü edilen Çargâh makamı ile hiçbir surette bir ilişkisi bulunmadığı da anlaşılmaktadır.

Acem Aşîran makamında karara doğru gelen beşlinin nasıl bir beşli olduğunu biraz evvel ilgili paragrafta açıklamış idik. mâhurda da aynı durum ve aynı beşli görülüyor. Rast-Nevâ arasındaki beşli, görünüşte Çargâh beşlisi olarak tanınmaktadır. Aslında bir Nigâr beşlisi ile seyir gösteren mâhur makamında, makam olmadığı görülen Çargâh makamının beşlisi gibi gösterilmesi kabul edilemez. Burada, Segâh perdesinin kullanılması durumlarında, kararın Rast olarak değil yine H çeşnisi ile meydana geldiği görülmektedir.

Sonuç olarak, bütün ısrarlı görüşlere rağmen, Mâhurun, Çargâh makamının şed makamı olmasının mümkün olamayacağı açıkça görülmektedir.

2- Bûselik makamının şedleri:

A- Nihâvend makamı:

Arel-Dr. Ezgi görüşüne göre, bu makam Bûselik makamının şed makamıdır. "Basit Makamlar" bölümümüzde Bûselik makamının analizini yaparken, bu makamın tiz dörtlüsü içinde Nim Şehnaz perdesinin bulunmadığını, Kürdî dörtlüsü bulunduğunu tesbit etmiş idik. Arel sistemi ise, hiçbir örnek göstermeden, Hüseynî üzerindeki tiz dörtlünün bir Hicaz dörtlüsü olduğunu ileri sürmüş ve makamda Şehnaz perdesinin varlığından söz etmiştir. Eserler üzerinde yaptığımız incelemelerde, tiz dörtlü içinde Hicaz dörtlüsü ile lahnî parçalar bulunmadığını, açıkça görmüş ve tesbit etmiş idik. Diğer taraftan, Nihâvend makamının tiz dörtlüsünde bir Hicaz dörtlüsünün yer aldığını rahatlıkla görebiliyoruz. Şu halde ayrı ayrı dizilerden oluşan Bûselik ve Nihâvend makamları arasında, yalnız müşterek bir küçük dizi, karar perdeleri üzerinde bulunan bir Bûselik beşlisi olmaktadır. Biz bu beşlileri de incelemiş, Bûselikte, Bûselik beşlisi ile beraber Nigâr dörtlüsünün de bulunduğunu tesbit etmiş idik (Bkz. Bûselik makamı). Yine bu sebeple Bûselik makamının basit bir makam niteliğinde olmayacağını da görmüş idik. Bu şartlar altında, Nihâvend makamının, Bûselik makamından doğan bir şed makam olması mümkün değildir.

B- Sultânî Yegâh makamı:

Sultanî Yegâh makamına gelince, bu makamın aldatıcı dizisine bakılarak, Bûselik makamının şeddi bir makam olduğu sonucuna varmak kanaatimizce mümkün değildir.

Çünkü, Sultanî Yegâhtaki ve tizde bulunan dörtlü aynı zamanda da Dügâh üzerinde kurulu Hicaz Hümayun makamının pest dörtlüsüdür. Yalnız karara giden beşli, bir Bûselik beşlisinden ibarettir. Tizde ise, Dügâh üzerinde bulunan Hicaz Hümayun makamının dizisinin tamamı yerleştirilmiştir. Bu şartlar altında, değişik diziler gösteren iki makamdan (Bûselik ve Sultanî Yegâh) birinin diğerinin şed makamı olması ne teknik ne de lahnî yapıları bakımından mümkün değildir.

C- Ruhnevâz makamı:

Bu makam da aynen Sultanî Yegâh makamının yapışı içindedir. Ruhnevâzda, Hicaz Hümayun makamı, Bûselik perdesine yerleştirilerek, pestine bir Bûselik beşlisi eklenerek, Hüseynî Aşîranda karara vardırılmıştır. Sultanî Yegâh için yaptığımız açıklamalar bu makam için de aynen geçerli olmaktadır

3- Kürdî makamının şedleri:

A- Kürdîli Hicazkâr makamı:

İcat edildiği yıllarda adına Hicazkar-ı Kürdî denilen ve Arel sisteminde Kürdî makamının şed makamı olarak tanıtılan Kürdîli Hicazkar makamı ile Kürdî makamı arasında, karar kısmındaki küçük dizi arasında bulunan benzerlikten başka hiçbir ilişki bulunmamaktadır. Kürdîli Hicazkarın tiz dörtlüsünü meydana getiren dörtlüler başka makamlarda bulunan dörtlü ve beşlilerdir. Bunlar:

Nevâ üzerindeki Hicaz, Beyatî, Uşşak ve Çargâh üzerindeki Rast küçük dizileridir.

Bu kadar değişik dörtlü ve beşliden oluşan Kürdîli Hicazkar makamının Kürdî makamı ile ilişkisi hemen hiç yok gibidir. Hatta, Kürdî dizileri bile değişiklik göstermekte, Kürdîli Hicazkardaki Kürdî perdesi biraz daha dik basılmakta, bazen de Uşşaktaki Segâh perdesi pestleşmesine kadar değişiklik göstermektedir.

B- Aşkefzâ makamı:

Hüseynî Aşîran perdesinde karar veren Aşkefzâ, karar kısmında Kürdî çeşnisi ile kararını vermesi, tizdeki beşlinin de Bûselik beşlisi olarak bulunması iddia sahiplerinin iddialarını kuvvetlendirici bir benzerlik olması dolayısı ile, tereddüt yaratabilir. Ancak seyir ve çeşni yönünden Kürdî makamına hiç benzememektedir. Çünkü, Kürdî makamındaki çeşni bizi başka makamların çeşni ve seyirlerine doğru götürmektedir. Kürdî makamı, tetkik edildiği zaman basit bir makammış gibi görülmekte ise de, tizinde bulunan Bûselik beşlisinin varlığı şematik tabloda belirtilmekle beraber, bu beşlinin diğer makamların küçük dizileri sık sık yer değiştirdiği görülmektedir. Diğer taraftan, Kürdî makamındaki eserlerde görülen bir özellik de, Kürdî perdesinin kararlara çok yakın melodi içinde açılarak karar verilmesidir. Bütün bu teknik ve lahnî yapı farklarının göze batar şekilde belli olmaları durumunda, Aşkefzânın, Kürdî makamının seyir ve çeşnisinden büyük ve kesin farklı lahnî yapılarla yapıldığı belli olmaktadır.

Görülüyor ki, Kürdî makamının yapışı itibarı ile ve bu yapının gösterdiği değişik özellik sonucu, Aşkefzânın Kürdî makamının şed makamı olması mümkün değildir.

C- Ferahnümâ makamı:

Arel'in bulduğu yeni bir makamdır ve Kürdî makamının Yegâh perdesinde oluşmuş şed makamı olarak tanıtılmıştır.

Aşkefzâ için bir evvelki paragrafta ileri sürdüğümüz görüşleri bu makam için de söyleyebiliriz. Her şeyden önce, seyir ve çeşni ayrılıkları yönünden ve yalnız karara giden Kürdî dörtlüsünde bir benzerlik bulunması, Ferahnümanın şed makam olarak oluşmasına yeterli olmamakta, iki makam arasında benzerlikler yalnız karar kısmında kendini göstermektedir.

4- Zirgüleli Hicaz makamının şedleri:

A- Evcârâ makamı:

Zigüleli Hicaz dizişi ile Evcârâ dizişi arasında ilk bakışta bir benzerlik sezildiği zannedilir ise de bu aldatıcı bir görünüş olarak kalmaktadır.

Evcârâda, Nim Hicaz üzerine kurulmuş bir Hicaz Hümayun makamının dizişi eserlerde bütün açıklığı ile görülmekte, karara doğru bir Zirgüleli Hicaz beşlisi yer almaktadır, işte, makamı bir sekizli şeklinde anlayan Arel-Dr. Ezgi bu noktada isabetli olmayan bir tesbitte bulunmuştur. Çünkü, Evcârâ, sekizli içinde sıkışıp kalan bir makam değil, Eviç perdesinden tizlere doğru genişleme gösteren ve eserlerde bu genişlemeyi Hicaz Hümayun makamı içinde yapan bir makamdır. Bırakınız seyir ve çeşnideki değişiklikleri, bu tür bir teknik yapı ile eserlerin bestelenmesi bile makamın Zirgüleli Hicazın şeddi diye tanıtılmasına imkan vermeyen bir büyük ayrılıktır.

B- Sûzidil makamı:

Evcârâ için bir evvelki paragrafta yaptığımız analizler Sûzidil için de aynen uygulanır durumdadır. Hatta, Nim Hisar ve Nim Şehnaz perdelerinin Hisar ve Şehnaz perdeleri olarak kullanılmaları icap ettiği için, bu suretle aradaki ses farkları bile yapı farkının bir örneği teşkil eder.

C- Şed Araban makamı:

îsmi bile bize bir başka makamdan geldiğini hatırlatıyor. Araban makamı musikimizde iki türlü kullanılmıştır. Biri, Hicaz Hümayun Makamının Nevâ üzerindeki icrası, diğeri aynı makamın Dügâhta karar vermesi şeklindedir. Gazi Giray Han ve Hacı Sâdullah Ağa eserlerinde Nevâ üzerinde karar veren türünü kullanmışlardır. Sonradan yapılan bestelerde, bu özellik üzerinde durulmamış ve Yegâh üzerinde tize doğru yerleştirilmiş bir Zirgüleli Hicaz dizisinin bulunduğu görüşü hasıl olmuştur. Halbuki buradaki dizi bir başka makamın dizisidir. Bu makam, Nevâ üzerinde kurulmuş Hümayun makamıdır.

Yegâha inilirken icra olunan lahnî yapı, Rast üzerindeki Nihâvend beşlisinin bize verdiği Nihâvend çeşnisidir. Bundan sonra, yine Zirgüleli Hicaz kullanılmamış, Yegâh üzerinde bir Hicaz Hümayun çeşnisini bize veren Hicaz dörtlüsü yer almıştır. Bu itibarla, Hicaz Zirgüle makamının Şed Araban makamı ile hiçbir ilgisi bulunmadığı, Yegâh üzerinde kurulu sekizlinin yanlış yorumlanması sonucu bu görüşe yer verilmiş olduğu açığa çıkmaktadır.

D- Zirgüleli Suzinak makamı:

III. Sultan Selim Han döneminin bir buluşu olan Zirgüleli Suzinak makamı, biraz evvel analizini yaptığımız makamlarda olduğu gibi aldatıcı bir dizinin bulunması sonucu, Zirgüleli Hicaz makamının şed makamı gibi görülmüştür.

Nevâ üzerinde kurulmuş Hicaz Hümayun makamının pestine bir Zirgüleli Hicaz beşlisinin katılması ile hasıl olan bu makamın, Zirgüleli Hicaz makamının şeddi diye tanıtılması, hem teknik hem de seyir ve çeşni açılarından tamamen değişik bir seyir ve çeşni göstermesi ve dolayısı ile lahnî yapının değişik olması dolayısı ile imkansızdır.

5- Segâh makamının şedleri:

A- Heftgâh makamı;

Nim Hicaz perdesinde karar veren Heftgâh makamının dizisi de, Segâh makamının dizisinden ayrılıklar göstermektedir, ilk ayrıldığı yer şudur: Segâhta beşli evvel geldiği halde, Heftgâhta dörtlü evvel gelmektedir. Asıl ayrılık, tiz beşlide olan ayrılıktır. Zira, Heftgâhta tiz beşliyi Ferahnak beşlisi oluşturmakta, bazen de Segâh beşlisi yer almaktadır.

Bu iki makam arasında, gerek dizi ve gerekse yeri ve çeşni yönlerinden hiçbir benzerlik bulunmaması sebebi ile, bir şed olma durumu söz konuşu olamaz. Zaten, Arel sisteminin kurucularında bu makam yalnız Arel tarafından ileri sürülmüş ve sözü edilmiştir.

Sonuç:

Arel sisteminin şed makam olarak musikimize tanıttığı 14 makamın, yukarıda açıkladığımız teknik ve bilimsel sebeplerle, şed olamayacakları artık tamamen belli olmuş ve açıklığa kavuşmuştur.

Aslında, şed makam kavramını ileri sürdükleri halde, bu kavramın Arel- Dr. Ezgi sisteminde tarifi de yapılamamıştır. Hatta şed makam kavramının kapsamının değerlendirilmesinde şed kavramı ile karışık bir anlama doğru ifade akışı vardır. Bu iki kavramın kesinlikle birbirinden ayrı görülmeleri icap etmektedir. Bu itibarla, şed makamın varlığı hususunda Arel sisteminin bütün görüşleri askıda kalmakta, teshilleri ise tekniğe ve makam yapılarının bilimsel kurallarına uymamaktadır.

Arel sistemi kurucuları arasında, şed makamların varoluşuna ilişkin bir görüş ayrılığı bulunmamaktadır. Ancak, hangi makamların şed grubuna girebileceği hususunda bir görüş birliği sağlanamamıştır. Özellikle Segâh makamının şeddi olarak Heftgâh makamının ve Irak ile Eviç makamlarının kabulü konusunda kurucuların ayrı görüşler ileri sürdükleri görülmektedir. Irak ve Eviç makamları şed olarak kabul ve tesbit edildiği takdirde, sözü edilen 14 makamın artarak 15 makama yükseldiği görülecektir. Diğer taraftan Dr. Ezgi, Heftgâh makamını şed makam olarak kabul etmemekte ve bu makamdan söz açmamaktadır.

Biz, Arel sisteminin kurucularından olan Arel'in Segâh makamının şeddi olarak gösterdiği Heftgâh makamı üzerinde durmağı uygun gördüğümüz için, bir evvelki paragrafta bu konuyu incelemeye almış bulunuyoruz.

Dr. Ezgi'nin, Segâh makamının şedleri olarak tanıttığı Eviç ve Irak makamlarının incelenmesini göz önüne almıyoruz. Görüşlerimizi bu makamların analizlerini yaparken, bildirmeyi uygun buluyoruz.

Şimdi elimizde bulunan ve bütün güzellik ve haşmeti ile bize hitap eden, bizi coşturan, lirik bir duygu atmosferi içinde bize bedii hatta ulvi zevk ve neşe veren bu makamlarımızın hangi makam sınıfı içinde olmaları icap eder konuşu üzerinde durmanın sırası gelmiş bulunuyor.

Dikkat edilirse, hemen hepsi bir sekizli içine sığmayan makamlardandır. Bununla birlikte, yalnız iki makamın değil, daha fazla makamın da bünyelerinde (terkip edilmelerinde)yer aldığı bir gerçektir. Bu durumda, 14 makamın basit makamlar içinde görülmeleri ve sayılmaları mümkün olmayacaktır. Diğer taraftan, mürekkep makamların yapılış ve tasniflerine uygun bir lahnî yapı ve genişliği görülen bu makamların mürekkep makamlar (birleşik makamlar) sınıfı içinde mütalaa edilmeleri hem teknik hem de bilimsel açıdan en uygun bir görüş ve tesbit olacaktır. Bu itibarla, bu makamları mürekkep makamlar kabul etmek, şed makam olarak tanıtıp asıllarını ve mensubiyetlerini görmemek gibi bir isabetsizliği de ortadan kaldırmak için bilimsel görüş ve analizlerle bu makamları tanımak zaruri ve isabetli yol olmaktadır.

Ana Kaynak : Kutluğ, Yakup Fikret, Türk Musikisinde Makamlar, YKY Yayınları, 2000, İstanbul

Kaynak Notları :

1 Dr. Suphi Ezgi, Amelî ve Nazari Türk Musikisi, Cilt IV, s. 189.
2 Dr. Suphi Ezgi, Amelî ve Nazarî Türk Musikisi, Cilt IV, s. 189.
3 Dr. Suphi Ezgi, Amelî ve Nazarî Türk Musikisi, Cilt IV, s. 189.
4 H. Sadettin Arel, Türk Musikisi Nazariyatı Dersleri, s. 15.
5 Dr. Suphi Ezgi, Amelî ve Nazarî Türk Musikisi, Cilt IV, s. 225.
6 H. Sadettin Arel, Türk Musikisi Nazariyatı Dersleri, s.130, paragraf 432.
7 Farabi Kitabü 'l Musikiyü 'l-Kebirin birinci kitabinin birinci bahsinde tabakattan bahseder.
8 Abdülkadir Meragî, Cami'ü 'l-Elhan, Bab 6, Fasıl 3.
9 Kantemiroğlu'nda perdeler üç grupta toplanmıştır:
1- Kalın sesli perdeler; 2- İkinci derecede tiz perdeler; 3- Üçüncü derecede tiz perdeler. Kalın sesli perdeler şunlardır: Yegâh, Aşîran, Irak, Dügâh, Segâh, Çargâh. Tiz sesli perdeler şunlardır: Nevâ, Hüseynî, Acem, Gerdaniye, Muhayyer, Tiz Segâh, Tiz Çargâh. Üçüncü derecede tiz perdeler şunlardır: Tiz Nevâ, Tiz Hüseynî. Pestten tize çıkarken ve tizden peşte inerken, iki perde arasında yer alan perdelere yarım sesli perdeler adını veren Kantemiroğlu örnek olarak şu perdeleri veriyor; Nevâdan tize doğru gidilip ara perdeye basılırsa Beyatî sadâsı, Hüseynîden peşte doğru gidilip ara perdeye basılırsa Hisar perdesi bulunur. Kantemiroğlu, "Makamların Sayıları ve Adları" başlıklı bir paragrafta da makamların yedi türde toplanabileceğini işaret ederek, bu türlerin nasıl oluştuğunu anlamaya çalışmaktadır. (Kitabü 'l-ilmü 'l-Musiki ala Vechi'l-Hurufat, Cilt I, s. 7 ve 44)..
10 Kantemiroglu şed çeşitlerini anlatırken 1. şekil için iki ayrı isim ("Şeddü'l-Yehudan" ve "Şeddü'l-ihvan") kullanmaktadır. Bunlardan Şeddü'l-ihvan bize daha uygun gelmektedir. Çünkü, Şeddü'l-Yehudan özellikle Yahudi musikicilere ait bir icra şekli anlamını verirken, Şeddü'l-thvan musikiye ilgi duyup icra ile uğraşanlar dolayısıyla verilmiş bir isim olması itibarile daha uygun düşmektedir.
11 H. Sadenin Arel, Türk Musikisi Nazariyatı Dersleri, s.133, prg. 445, 446, 447.
12 H. Sadettin Arel, Türk Musikisi Nazariyatı Dersleri, s. 133, prg. 446.
13 Çargâh makamının varlığına ilişkin olumlu ve olumsuz görüşlerin nazariyatta bütün ağırlığı ile tartışma konuşu olduğunu ve devam ettiğini hatırdan çıkarmamak icap etmektedir.